devlet-i ebed müddet anlayışı
-
Devlet kurmak millet olmanın tabii bir gereği değildir. Hiç devlet kurmamış milletler tarihte mevcuttur. Ama Türk milletinin “devlet kurma” tecrübesi çok eskilerden başlayıp aralıksız devam etmiştir. Bu devlet hayatı Türk milletinin şuurunda kök salmıştır. Türk milleti, bekasını devletiyle bir gördüğü için tarih boyunca Türk devletlerinde biri yıkılırken diğeri onun boşluğunu doldurmuştur.
Farklı mekânlarda kurulmuş olmalarına rağmen Türk devletlerinde aynı özellikler, aynı telakkiler görülmesi Türklerde mevcut devlet felsefesine delildir. Bu felsefi temelde; devletin nazariyelerle değil toplumun eğilimlerine ve günün şartlarına göre kurulabileceği esas alınmıştır.
Göçebelik döneminde her an baskına maruz kalma ihtimali her ferdin devlet hayatında görev almasını icap ettiriyordu. Her bireyin ne yapacağını bilmesi onlarda “düzen” fikrini yerleştiriyordu. Ayrıca büyük kitlelerin göç hareketlerini organize etmek sıkı bir “disiplin”le mümkündü. Bu düzen ve disiplin unsuru Türklerin devlet kurmalarında önemli fayda sağlamıştır.
Türk Milleti, bugün de devlet düzenine olan bağlılığını, hür olmak ve esaret düzenine baş kaldırmakla eş değer görmektedir. Kendi kaderini devletin kaderiyle bir gören başka bir millet daha yoktur. Daha açık bir ifadeyle; bizler yedi bin yıllık Türk tarihinde kimseye köle olmadık, baş eğip boyun bükmedik. Orhun'u, Selenga'yı, Tanrıdağları'nı aşıp dört kıtada gezdik, kimi zaman düşmana set çektirip saraylar bastık. Kimi zaman karadan yürütüp gemileri, üç hilali burçlara astık. öyle bir millet olduk ki; kökümüz Asya'da kaldı, dallarımız Anadolu'da uzandı. Meyvelerimiz Avrupa ve Afrika'da yeşerdi. “Beş milyonu katledilen, amcası Türkiye'de, dayıları Balkanlar'da, dedeleri Kafkaslar'da kalan, Kırım'da doğup, iskece'de evlenip, istanbul'da ölen bir millet olduk.”
Yıldırım gibi kasırga gibi gök kubbeyi yırtarcasına fevc fevc saran Devlet-i ebed müddet sancağı altında dünyayı aydınlatan bir güneş, esareti esir eden bir hürriyet, zulmü adalete çevren bir hâkim olduk. Oğuz Han'dan bugüne Türk'ün ebed müddet fikrini devam ettirdik. Hunlardan Oğuzlara, GökTürklerden Hazarlara, Selçuklulardan Osmanlıya nice nice hakanlıklar kurduk. Oğuz Han'dan Bilge Kağan'a, Kür şad'dan ilteriş'e, Alparslan'dan Nizamülmülk'e, Edebali'den Osman Bey'e, Fatih'ten Abdülhamid'e, Enver Paşa'dan Mustafa Kemal'e kadar nice nice vatan evladı bu kutsal misyonun unutulmaz parçaları oldular.
GökTürk'ler, 630 yılında çin esareti altına girdiklerinde, esareti kendilerine yakıştıramayan soylu Türk prensi Kür şad, kurduğu kırk kişilik gizli bir ihtilal örgütüyle çin sarayını basıp büyük bir manevi dirilişe öncülük etmiş ve nihayetinde yeni GökTürk devletinin kuruluşuna zemin hazırlamıştı.
Doğunun en bilge vezirlerinden Nizamülmülk, devleti ebed kılmak için sahibi haber teşkilatını kurmuş, dünyanın ilk ve en tehlikeli terörist örgütü Haşhaşilerle mücadele etmiş, Nizamiye Medreselerinde devleti ebed kılacak talebeler yetiştirmişti.
Anadolu Selçukluları 1243 Kösedağı bozgunuyla Moğol esareti altına girdiklerinde Hoca Ahmet Yesevi'nin talebelerinden Ahi Evran, Moğol işgaline karşı durmuş hür ve bağımsız bir devlet fikrini ahi reislerinin tamamına tevarüs ettirmişti. Ahi reislerinden şeyh Edebali ve talebesi Dursun Fakih'te ahileri teşkilatlandırmış, Moğolların Anadolu'daki hakimiyetini sona erdirmek ve devlet-i ebed müddeti için Osman Gazi'nin yanında yer alarak Osmanlı Devleti'nin kurulmasında büyük çabalar harcamışlardı.
Osmanlılar 93 harbi sonunda “hasta adam” ilan edilip, düvel-i muazzama tarafından karış karış parsellenirken Teşkilat-ı Mahsusa tüm varlığıyla Devlet-i Aliye'nin topraklarını muhafaza ve müdafaa etmeye çalışmış, Osmanlı topraklarında hücreler kurdurup komitacılık yapmış, neticede Anadolu hücresi ve payitaht kurtarılabilmiş ve elli beş devletin temelinde Teşkilat-ı Mahsusa'nın attığı devlet-i ebed müddet tohumları filizlenmişti.
Sovyet Rusya, boğazlar, Sarıkamış ve Ardahan üzerinde hak iddia ederken, Rumlar Kıbrıs'ta Türklere katliamlar yaparken, Asala, Türk diplomatlarını acımasızca şehit ederken “ebed müddet savaşçıları” seferberlik tetkik kurulunun, bugünkü adıyla özel harp dairesinin verdiği talimatlarla Kıbrıslı mücahitleri eğitiyor. Kıbrıs'ta Türk Mukavemet Teşkilatı'nı kuruyor ve yavru vatanı misak-ı milli sınırlarına dâhil edilmesi için çaba harcıyor. Yurt dışında da Ermeni teröristlere dünyalarını dar ederek Asala'yı bitiriyordu.
Ebed müddet savaşçıları, omuzlarında taşıdıkları sorumluluğun farkında hareket ederek, Türk milletinin ve devletinin doğal sınırlarına ulaşabilmesi için Bosna'da Aliya izzetbegoviç'i, çeçenistan'da Cevher Dudayev'i, Azerbaycan'da Ebulfeyz Elçibey'i destekliyor, istihbarat ve silah desteğinde bulunuyordu.
Hiç düşündünüz mü, gök kubbede dalgalanan ay yıldızlı sancağın yıldızı neden beş köşelidir? Bu beş köşenin her biri misak-ı milli sınırları içindeki bir hücreyi temsil eder. işte doğal sınırlarımıza ulaşmanın yegâne yolu da devleti kuran irade olan devlet-i ebed müddet mefkûresine olan bağlılıktır.
Cihan yıkılıp yeniden kuruldu ama Türk mutlaka yerini buldu. Tarih boyunca ova değişti, hava değişti, at değişti, meydan değişti ama Türk'ün ebed müddet devlet anlayışı hep aynı kaldı. iskece'den Grozniye, Kerkük'ten Kıbrıs'a, Kırım'dan Urumçi'ye, Bosna'dan Hicaz'a, istanbul'dan Bakü'ye ve kadar nice illere kök saldık, hep diri kaldık. Töremizi, ilimizi bilir olduk. Aslımıza ve neslimize asırlar ve nesiller arkasından gelen bir ruhla bağlı kaldık, işte o ruh devlet-i ebed müddet ruhu idi…
tümünü gör